Bir Gezi Macerası: Saklıkent Kanyonu

Bir Gezi Macerası: Saklıkent Kanyonu

Özet

Bu yazımda Muğla’da yer alan Saklıkent Kanyonu’na olan seyahatimi konu alıyor ve deneyimlerimden bahsediyorum.

Aralıksız geçen, yoğun iş temposunu bir tatille sonlandırmak her zaman elde edebileceğim bir fırsat değil. İş yerimle planladığım izin dönemimi verimli geçirmek için internet üzerinden araştırmalara başladım. Yüzme zevki olmayan birinin tatil konusundaki kriterleri biraz daha esnek olabiliyor. Dolayısıyla Hotels.com, Trivago, Tripadvisor gibi sitelerde tercih edebileceğim yerlerin arayışına girdim. Yorumlar ve değerlendirmelerin bir çoğu Akdeniz taraflarını ilgi odağım haline getirdi ve yaklaşık 5 gün sürecek bir tatil planı oluşturmaya başladım.

Saklıkent Kanyonu, Muğla.

Daha önce de adına âşina olduğum Muğla’nın meşhur Saklıkent Kanyonu ile ilgili birkaç seyahat yazısı okudum. Doğal ortamın olması ve biraz daha köy havasını barındırması üzerinde çok da düşünmemi gerektirmedi. Çok geçmeden seyahat ve bütçe planımı oluşturup otel arayışına girdim.

Seyahat planı

Otellerin çeşitleri sundukları hizmetlere göre değişiyor. Dolayısıyla otel odaklı bir seyahat düşünmediğimden sadece konaklama ihtiyacımı karşılayacak bir yer olması bile kâfiydi. Bunun için otel fiyatlarının listelendiği sayfalara göz atmaya başladım. Tam da bu arayış zamanımda Hotels.com üyeliğim bana özel bir teklif ile e-posta gönderdi. Yaklaşık 750₺’ye tekabül eden bir konaklama ücretinin 270₺ şeklinde olduğu bir fırsat teklifini çok geçmeden rezerve ettim. Başta garip bulsam da 5 günlük bir konaklamanın Ölüdeniz gibi bir yerde bu fiyatta olması kaçırılmaz bir fırsattı.

Rezervasyon işlemlerinden sonra otobüs yolculuğu için biletleri de ayarladım ve seyahat gününe kadar hazırlıklara başladım. Kişisel ihtiyaçlar için malzemeler, kıyafet ve yedek ayakkabılar vs. Kameramı alarak bir de tripot temin ettim. Olur da o sıcaklarda bayılır kalırsam beni taşıması için yanıma bir de yoldaş aldım, kardeşimi.

Yolculuk zamanı

Tarihler 29 Kasım’ı gösterdiğinde Muğla için akşamdan yola koyulduk. Yaklaşık 14 saat süren bir yolcuğu biraz üşüyerek, çoğunlukla uyuyarak geçirdik. Muğla Otogarı’ndan otele aktarma yaptık. Otogardan otele geçiş yaklaşık 25 dakika sürdü ve yol ücreti kişi başı 5₺’ydi.

Hisarönü, Fethiye, Muğla.

Otele ulaştığımızda saat 11:00 civarındaydı ve hava inanılmaz sıcaktı. Güneşin sanki üzerinde yürüyormuşcasına yerden vuran bir sıcaklığı net olarak hissedebiliyorduk. Oyalanmadan elimizdeki yüklerden kurtulmak için otelin resepsiyon bölümüne ulaştık. Giriş saatimize karar beklememiz gerektiğini söylediler ve beklerken Ölüdeniz’i gezmeye başladık.

Ölüdeniz, Fethiye, Muğla.

Bir çok restoran, bar, büfe ve hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu bir yerde beklenilen daha sakin bir ortam vardı. Bunu muhtemelen saatle kıyaslamak daha sağlıklı. Çünkü çoğu kişi geceden kalma dinleniyorken bir kısmı da havuzda ya da denizdeydi. Biz tabi tam olarak yerleşmediğimiz için giriş saatimize kadar ara ara marketlere girmekte çareyi buluyorduk.

Otele giriş

Saatimizin gelmesiyle bekletilmeden zemin kattaki bir odada yerimizi aldık. Odanın konaklama anlamında tek eksiği saç kurutma cihazının olmamasıydı. Nitekim belirttiğimizde 4 gece kalmamıza rağmen her gün “Hemen getiriyoruz.” dendi. Söylemesi hoş olmasa da genel hizmeti değerlendirecek olursak yabancı müşterilere yaklaşımla Türk misafirlere yaklaşım arasında çok net fark edilen bir hizmet farkı vardı. Muhtemelen bu sadece bu otelle değil, coğrafyayla da ilgiliydi. Çünkü bindiğimiz minibüsler bile yol soran Türklerle ilgilenmezlerken yabancı turistleri kandırma girişiminde bulunabiliyorlardı.

Otele yerleşmeyle dinlendik, ihtiyaçlarımızı gördük ve akşam üzerine doğru havanın serinleşmesiyle Ölüdeniz’in akşam ortamını tatmaya başladık. Gündüze kıyasla çok daha kalabalık ve hareketliydi. Canlı müzikler, dans mekanları, tercihen alkol alınabilen birçok yer… Hem genç hem de ailelere hitap eden çok çeşitli küçük bir kasaba gibi. Akşamı bu şekilde tamamladıktan sonra otele bağlı restoranda yemek yedik ve istirahate geçtik.

Sonraki gün

Sonraki günü yine Ölüdeniz’e ve seyahat planını yapmaya ayırdık. Saklıkent Kanyonu ve tercih edebileceğimiz başka yerleri araştırmaya koyulduk. Tabi aracımızın olmaması bir dezavantajdı. Dolayısıyla planlarımızı ulaşım imkanları doğrultusunda oluşturmak zorundaydık. Kanyonun ulaşımı bulunduğumuz noktadan tam olarak 2 saat sürüyordu. Mevcut günü de tamamlayıp asıl amacımız için yarın hareket etmeyi doğru bulduk.

Saklıkent Kanyonu girişi.

Sabahın erken saatleriyle harekete koyulduk ve Saklıkent’e ulaştık. Yolculuk uzun ve bir o kadar da sıcaktı. Çünkü ulaşım otobüsleri klima yerine cam açarak seyahat etmeyi uygun görüyordu. Bir müddet sonra eridiğinizi zaman zaman hissedebiliyorsunuz. Kanyonun girişine ulaştığımızda tanıtım broşürleri, rehberler, tek seferlik katılabileceğiniz aktivite takımları vardı. Biz ilk olarak kanyon için ayakkabı kiraladık ve yaklaşık kişibaşı 15₺ olan kanyon giriş ücretini ödeyerek içeriye girdik.

Saklikent Kanyonu girişi.

İçerisi kalabalık ve rüzgarlıydı. Üstelik suyun akışının sesi kanyon boyunca yankılanıyordu. 400 metrelik kanyonun sonuna kadar gittik. Bazı bölümleri aile ya da çocuklar için oldukça tehlikeliydi. Belirli bölgelerde görevliler bulunuyor ve kabaca yaş-kilo faktörünüzü değerlendirerek sizin geçişinize yardımcı oluyor ya da geçmenize izin vermiyordu. Görevliler sadece tehlikeli bölgelerde ve vardiyalı duruyorlardı. Ayrıca içeriye girişinizin süre anlamında bir sınırı yok. Dilediğiniz kadar kalabiliyor, isterseniz içeride oturabiliyorsunuz. Tâbi içeride sadece birkaç terlik kiralama bölgesinden başke bir şey yok. Yani alışveriş olanağınız sıfır. Suyunuzu, mendilinizi öncesinden almanızda fayda var.

Kanyon serüvenini tamamladıktan sonra kanyon önünde yer alan, su üzerinde oturduğunuz bölgelerde yemek ve meşrubat alabildiğiniz kısımlara geçtik. Bu alanlar oldukça serin ve konforlu. Çünkü bir masada değil, yerde oturuyorsunuz. Geniş ve sayısınız fazla değilse alanının hepsi size kalıyor. Burada dinlenmenin de bir sınırı yok. Sabah ve akşam saatleri daha sakin. Dolayısıyla yer bulmanız da bu zamanlarda daha kolay.

Kanyona doyumumuzdan sonra dönüş yaptık ve günün yorgunluğunu otel odasında uykuya dalarak bitirdik. Sonraki gün birkaç etkinlik, safari turu vs planlamayı düşünsek de fiyatlarını ve zamanlarını uyduramadığımızdan tercih etmedik. Yine son günümüzü de Ölüdeniz’e ayırdık ve dönüş için hazırlandık.

Son güne uyandığımızda 12:00 gibi otelden ayrıldık ve Muğla Otogar’ına geçtik. Gelişin aksine dönüş yolculuğumuz Muğla’dan sonra çok daha uzun sürdü, 18 saat. Otobüste aynı koltukta bu kadar süre hareketsiz kalmak epeyce yıpratmış olsa da. Hayatımızın birkaç gününe farklı bir tat eklemiş olduk.

Seyahatin Harcamaları

Gider AdıGider Ücreti (₺)
Otel Konaklaması (4 gece 5 gün)750₺ – 270₺
Otobüs Bileti Gidiş-Geliş (2 kişilik)332₺
4 akşam yemeği ücreti (2 kişilik)280₺
4 öğlen yemeği ücreti (2 kişilik)240₺
Atıştırmalık ve içecek toplamları200₺
Kanyonda ayakkabı kiralama (2 çift)35₺
Hediyelik alışverişler80₺
Şehiriçi ulaşım ücretleri (2 kişilik)50₺
Mola yerlerinde giderler38₺
TOPLAM1525₺

Başka bir seyahat yazısında görüşmek üzere!

Seyahat yazılarımı “seyahat” kategorisi başlığı altında görebilirsiniz.

Yazar
Serdar Esentürk
Tartışmaya katıl

Takip et @serdaresenturk

Invalid OAuth access token.

Serdar Esentürk

Hobileri fazla bir karakter. Kocaeli Üniversitesi Podoloji programının 2015 yılı mezunu. Podoloji Türkiye'de kurucu. Canı sıkıldığında amatör bir çizer. Bazen komik, bazen uykucu.

Instagram

Invalid OAuth access token.

Arşivler